Daha önce Tiftik ve Yapağı Dışsatım Birliği’nde depo memuru olarak çalışan Mustafa Güzelgöz isimli bir genç 1950′li yıllarda  Ürgüp Tahsinağa Kütüphanesinde göreve başlar. Kütüphaneci olarak saygı görmemesinden duyduğu rahatsızlıkla saygı duyulacak işler yapma gayretine girer.Köylülere nasıl kitap ulaştırırım sorusunun cevabını dönemin  etkili taşıma aracı olan eşeklerde bularak tahta bavullarda köylere kitap ulaştırır,kütüphaneyi aktif kullandırabilmek için sponsorluklar bularak dikiş makinası ve radyoyu kütüphaneye taşır. Kütüphaneyi nasıl yaşayan bir yer haline getiririm gibi can alıcı bir soruyla yola çıktığı için sürekli yeni araçlar ve yöntemler geliştirir.   Bu öykünün çok etkili bir anlatımını Tayfun Talipoğlu’nun belgeselinden aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz o nedenle ayrıntılara çok fazla girmeyeceğim. Benim ilgilendiğim daha çok bu başarı hikayesini yaratan temel ilkeler.Mustafa Güzelgöz  bugün göreve başlayan bir kütüphaneci olsaydı aynı ilkeler onu nasıl bir kütüphaneci yapardı. Mustafa Güzelgöz ya da diğer başarı öykülerinde başarıyı yaratan ilkelerden çok araçlara odaklandığımız için yeni başarı öyküleri yaratamadığımızı düşünüyorum. Bugünün kütüphanecisi Mustafa Güzelgöz’ün öyküsünü okuduğunda aklında daha çok eşek,sırtındaki tahta bavul ve köylü kalıyor. Ben de o dönem yaşasaydım öyle yapardım diyerek te öyküden gerekli dersi çıkardığını düşünüyor. Mustafa Güzelgöz hedef kitlesine onların ihtiyaçları,yaşam alışkanlıkları ve dönemin en ileri araçlarını kullanarak ulaşan “çağdaş” bir kütüphaneciydi her şeyden önce. Mustafa Güzelgöz’ü bu kütüphaneler haftasında Eşek,Tahta Bavul,Köylü Kadından oluşan pastoral bir öykünün kahramanı olarak değil, kütüphaneciliğin temel ilkelerinin uygulayan bir kütüphaneci olarak analım. O ilkelerle bugünün ihiyaçlarına uygun kütüphaneleri nasıl kuracağımızı konuşalım. Onun eşeğiyle yıktığı kütüphane duvarlarının arkasına sığınmışsak, biz Mustafa Güzelgöz’e değil o bize ağlasın bence.

Benim Mustafa Güzelgöz’ün başarı hikayesinde tespit ettiim temel ilkeler şunlar oldu, sizlerin tespit edeceği ilkeleri de burada paylaşmaktan mutluluk duyarım.

İlke 1: İnsanların sana gelmesini bekleme sen onlara git

İlke 2: Kütüphaneyi bir yaşam alanına dönüştür

İlke 3: En yeni teknolojileri kütüphaneye taşı

İlke 4: Kütüphaneyi duvarlarla sınırlama

İlke 5: Pes etme

Kütüphaneler haftası şimdiden kutlu olsun…

Avrupa\’da zorunlu eğitim nasıl uygulanıyor (Kesintili – Kesintisiz)

Avrupa\’da zorunlu eğitim süreleri (Başlama – Bitiş)

 

@ersanozer "8 yaşındaki oğlumun aylık 10 dolar iPad appstore harçlığı var. Parasının değerini bilmesi açısından çok işe yaradı. Babalara tavsiye ederim." diye tweet atmış. Çocuğunun geleceği açısından şuan için  hiçbir okulun sunamayacağı bir beceriyi çocuğuna sunan bu babayı kutlamak gerekir. Alışveriş merkezlerinin yaygınlaşmaya başladığı, kredi kartının neredeyse tek ödeme aracına dönüştüğü dönemde; okulların para harcama kültürünü öğrencileri pazara götürerek ya da okulda market rafı kurdurarak öğretmeye çalışması, ileri bir adım olarak alkışı hakediyordu çünkü o günün çocuğunu, gelecekte kendisini bekleyen alışveriş ve harcama kültürüne hazırlıyordu. Bir de kredi kartı kullanımını anlatıyorsa okulumuz çağın ötesinde bile sayılabilirdi. Peki bugün okullar, çocuklarımızın kendi harcamalarını yapacakları yaşa geldiğinde dünyadaki olası harcama biçimlerini öngörüyor ya da hesaba katıyor mu ? Bugünün çocuklarını gelecekte bekleyen alışveriş ve finans yönetimi kültürüne dijital dünyanın yön vereceğinde herkes hemfikir olduğuna göre İnternetten alışveriş, online ödeme sistemleri vb kavramlar ne zaman müfredatta yer alacak? 2004'te yapılan müfredat değişikliğini hala yeni müfredat diye anlatıyorsak yazık ki çocuklarımızı bu kadar hızlı değişen bir dünyaya hazırlayamayız. Bu nedenle iyi okulun en önemli kriteri hayata ne kadar hazırladığı değil; mezun olduğumuzda öğrendiklerimizi unutmak için ne kadar az süre gerektiğidir. Okul ne kadar az şey öğretirse unutmam gereken o kadar az şey olur. Çocuğunuzu hayata hazırlayan okuldan uzak durun derim çünkü onların hazırladığı hayat çoktan yaşanmış ve bitmiş olacak.

1997 yılında ilk bilgisayarımı aldım. O yıllar da bilgisayar sektöründe kar oranları çok yüksekmiş sanırım çünkü satıcı bilgisayarı kurmak için Ankara'dan Kırşehir'e gelmişti. Nasıl açılıp kapanacağını gösterdi ve gitti. Bilgisayarı hayran hayran seyretmek bir süre sonra zevk vermeyince biri öğretsin bari dedim ve yaklaşık bir yıl gittiği bilgisayar kursundan yeni mezun olan bir yakınımdan yardım istedim sağolsun akşam çıktı geldi. Bilgisayarı açtı Win95 yazısına uzun süre boş gözlerle baktı sonra döndü bana baktı
-eeee nereye  dır yazacağız...

Umarım sizin çocuklarınızın hayatı dır yazacak yer arayarak geçmez...

Update : Bilişimdeki gelişme hızını yansıtan yazı da gelişme hızına yetişemiyor:)) 80 sonrası doğan okuyucular sanırım dır ne demek şimdi diye okumuşlardır yazıyı.DOS işletim sistemine ait bir kavramdı ve bulunulan klasör içerisinde bulunan dosya ve klasörleri listelemek için kullanılırdı. Şöyle bişeydi

 

Okulun öğrettiği alışveriş

Onları bekleyen alışveriş

- Taames geliyooor koşun… duymaktan en hoşlandığım çocuk çığlığıydı. Doğduğum ve çocukluğumu geçirdiğim köy bana her zaman çevredeki en özel köy olarak gelmiştir. Köyü özel yapan özelliklerin başında da sanırım başka hiçbir köyde görmediğimiz Taames adı verilen Muhtar Osman Emminin kamyonu geliyordu. Köyün bütün taşıma işlerini yaptığı gibi haftada iki gün Pazartesi ve Perşembe günleri il ve ilçe pazarına alışverişe giden köylüleri taşırdı. Bezle örtülü kasasına doluşan köylüleri şehir pazarına götürür dönüşte de  heyecanla bekleyen biz çocukların sevinç çığlıkları arasında çeşmenin başına yanaşırdı. Taamesin kasasından inen babaanne ya da dedelerle birlikte  sepeti eve taşımak ve evde onları boşaltmak bir rituele donüşürdü. Ne çok şey alırdı o sepetler ve çoğunluk en dipte güzel bir süpriz beklerdi bizi.  Köyün çocuklarının köyün dışına ilk yolculukları da çoğunlukla Taamesin kasasında olurdu. Taamesin kasasında şehre yapılan yolculuk yetişkin olma yolunda ilk adımdı. Taamese binerken ya da inerken izlediğimiz büyüklerin yanında şehre doğru yapılan uzun yolculuklarda berber koltuğuna oturan çocuğun ciddiyeti gelirdi yüzümüze. Dik yokuşlarda neredeyse durma noktasına gelen bir yavaşlıkla ilerlesede Taames asla yolda bırakmazdı.

- Acılar dünyasına hoşgeldin…  İlk izlediğim andan itibaren tutkuyla bağlandığım Büyük Lebowski filminin en önemli repliklerindendir. Amerikan orta sınıfını anlatan bu kült filmin baş kahramanı kendisine Lebowski diye değil Ahbap diye hitap edilmesini ister.

Ahbap,Ahbaplık toplumsal kültürümüzde uzun süreli arkadaşlık ve yoldaşlığın ifadesi olarak kullanılmıştır. Ahbaplık etmek geçmişin uzun  yolculuk süreleri düşünüldüğünde en önemli becerilerdendi. Yolculuğun başından bitinceye kadar geçen sürede her türlü badireyi birlikte atlatmayı ve yolculuğu keyifli hale getirmeyi başarırsanız “Ahbaplığı iyidir” ünvanını alırdınız.

Büyük Lebowski’nin Türkçe dublajında kullanılan Ahbabın İngilizce karşılığı olan “Dude” Amerikada 1960 larda dayanıklılığı ve uzun yolculuklarda sorun çıkarmaması nedeniyle Thames kamyonları için kullanılan bir ifade. Bu tanıma koçluk üzerine yaptığım bir inceleme sırasında wikipediada rastladım.Herhangi bir kamyon markası olarak bende herhangi bir iz bırakmayan bu kelimeyi not alırken birden farkettim ki bizim “Taames” bu.

Koçluk üzerine bişeyler okumaya çalışırken Büyük Lebowskiye ulaşmak oradan Ahbapa oradan da köyümün kamyonu Taamese ulaşmak. Öğrenme böylesi deneyimleri yaratan bir yolculuk. Koçlukla ilgili öğrenme sürecim Taamesi bana hatırlattığı andan itibaren  farklılaştı. Artık benimle ilişkili bir bilgiye sahip olacağımı hissettim ve bilgiye yabancılaşmadım. Öğrenme sürecinde yaşadığımız duygu ya da deneyim  ne kadar eski bir deneyim ya da duygumuz ile ilişkilenirse o ölçüde kendine güçlü bir dayanak buluyor ve kalıcı öğrenmeye dönüşüyor. Eğitimciler bilginin kendisine değil öğrenciye yaşattığı deneyim ve duyguya odaklanırlarsa sanırım daha kalıcı öğrenmeler gerçekleştirebilecekler.

Yolculuk öncesi Taames ve Köylüler

 

 

 

 

 

 

 

 

Taames ve köylüler bir yolculuk öncesinde…

 

 

 

Sabah uyanıp twitterda neler oluyor diye baktığımda Pazarlama Zirvesinin canlı yayınlandığı ile ilgili tweetler gördüm.1250 Euro gibi bir ücreti olan zirveyi sanırım kısıtlı izlerim diye düşünürken elimde kahvem Cüneyt Geyiklinin keyifli sunumunu izledim. Şu an verilen aradan yararlanarak blogumu yazıyorum. Web 2.0 dediğimiz şey tam da bu işte bilgiye ulaşma,değerlendirme,işleme ve yeniden kullanıma sunma arasında geçen sürenin kısalığı. Geçmiş bilgi deneyimimizde pazarlama zirvesine 1250 euro vererek kayıt yaptıranların elde ettikleri bilgi ve deneyimi bizimle gazete,dergi ya da sohbet yoluyla paylaşmalarını bekleyecek, onlara bilgiye daha çok sahip olanlar olarak hayranlık duyacaktık.Bilgi en uzaktakine ulaşana kadar yeni bilgi olma değerini kaybedecekti. Bilgiye ulaşımda eşitlik sadece elde edilen bilginin miktarı ile değil bilgiye ulaşma süremiz ile de ilgilidir. Web 2.0 ve sosyal medya bilgiye ulaşma süresinde sağladığı olanaklarla bilgiye ulaşımdaki eşitsizliği mümkün olduğunca azaltmaktadır.Bilginin yenilenmesindeki inanılmaz hız düşünüldüğünde bilgiye ulaşmada değerli olan artık miktardan çok hızdır.
İktidarı üreten bir araç olarak bilgi ve bilgiye ulaşım sosyal medya sayesinde özgürleştirici bir nitelik kazanmaktadır.

Ne yapmalı
1- Sergi ve ödül alanı olarak ;Öğrencilerinizin ürünlerini sergilemek,online işbirliği olanaklarını kullanmak,iyi örnekleri sosyal medya da sergileyeceğinizi belirterek öğrencilerinizi motive etmekte kullanabilirsiniz

2- Bulaşmaktan korkmayın; öğretmen modeldir twitter hesabınızla, online işbirliği olanaklarını kullanarak ya da Facebookta açacağınız hayran sayfası ile iyi örnekleri sergileyin

3- İzleme sistemi kurun; Sosyal medya fırsatlar kadar tehditlerde içerir, öğrencilerinizi koruyun sadece okul ve öğrenciler için tasarlanmış sosyal ağları deneyin

4- Velileriniz ve meslektaşlarınız ile bağlantılar kurun; sosyal medya deneyim paylaşımının en hızlı yapılabildiği alandır sonuna kadar kullanın

Ne Yapmamalı

1-Dijital itibarınızı zedelemeyin; sosyal medyada profesyonel tarafınız ile kişisel tarafınızı dikkatlice ayırın ve profesyonel tarafınızın sadece öğrenci ve öğrenmeye odaklı olduğunu unutmayın

2- Tembelleşmeyin; sosyal medya çok dinamik bir mecradır. uzun süre hareketsizlik sizi oyun dışı bırakır

3- Abartmayın ; sosyal medya öğrencileriniz ve eğitimle ilgili herşeyle bağ kurmanızı sağlayacak çok güçlü bir araçtır ama tek araç değildir

4- Okul 1.0 dönemini aramayın; dijital doğanları geleneksel yöntemlerle eğitemezsiniz Okul 2.0 dönemine hazırlanın

Thank You Grace :)

1 – Boş zamanlarımda okulumuz için neler yaptığımı
2 – Okulun sınavlardaki başarısının tek başarı ölçütü olmadığını
3 – Güncel bilgiler alabileceğim eğlenceli eğitimleri ne kadar sevdiğimi
4 – Formal denetim ve geribildirimin istediğin kadar etkili olmadığını,bizim kültürümüzde dostça yaklaşımın daha etkili olduğunu
5 – Okulun başarısında velilerin sınırları iyi çizilmiş katkılarının ne kadar önemli olduğunu
6- Sosyal Medyanın eğitimdeki yerini ve bulunduğumuz çağın eğitim olanaklarından yararlanmanın önemini
7 – Takdir edilmenin benim için ne kadar önemli olduğunu
8- Her yaş grubundaki öğrencinin farklı özellikleri olduğu ve farklı yaklaşımlara ihtiyaç duyduğunu
9 – Meslektaşlarım ile bağlantı kurmamın ne kadar önemli olduğu ve okul müdürünün en önemli görevlerinden birinin bu bağlantıları kurmak olduğunu
10 – Online paylaşım olanaklarının bu kadar çok olduğu günümüzde girmemizin yasak olduğu siteler olmasını tuhaf gördüğümü
11 – Sınıf yönetiminin sizin işiniz değil bizim işimiz olduğunu, sınıfımıza girdiğinizde yağdırdığınız talimatların bizim otoritemizi sarstığını
12 – Öğrenciler siz etraftayken daha olumlu davranışlar gösterirler,size olumsuz davranışlar ilettiğimizde bizim öğrencilerle bütün gün ve gün sonunda birlikte olduğumuzu unutmayın. Bazen görüşünüze değil sadece anlayışınıza ihtiyacımız olur
13 – Benimle paylaşmak istediğiniz geribildirimleriniz için genel toplantıları beklemek zorunda olmadığınızı birebir görüşme, mail, telefon gibi pek çok olanak olduğunu

Thank you Grace :)

1-    Teknolojiyi mekana  hapsetmeyin

Bilgi teknolojilerinin eğitimde kullanımının en önemli yararlarından biri eğitimi mekan bağımlı olmaktan kurtarmasıdır. Okullara bilgisayarların girişi bilgisayar laboratuarları aracılığı ile olduğu için genellikle bir odada öğretmen kontrolünde kullanılmıştır. Okulu sıkıstığı duvarlardan kurtarmayı sağlayacak en onemli arac bilgi teknolojileridir.

2-   Yeni teknolojileri kullanmayı öğrenin
Öğretmen içinde bulunduğu çağda bilginin üretimi ve yayılmasını sağlamada kullanabileceği en son teknolojileri öğrenmelidir. Bilgisayarda Powerpoint hazırlayabiliyorum yeter diyerek durduğunuzda web 2.0 araçları ile aranıza mesafe koyarsınız. Sürekli olmayan öğrenme bilginin ve teknolojinin gelişim hızı göz önüne alındığında sizi artık günlerle ölçülebilir şekilde eski teknoloji kullanıcısı yapabilir.

 

3-   Mobil cihazlardan korkmayın

Bilgi teknolojileri bilgisayar ile sınırlı değildir. Artık mobil cihazların eğitimde kullanımı hızla yaygınlaşıyor. Telefon artık yalnızca telefon değildir.

4-   T tuşu Tedirginliktir

Twitter ve Facebook gibi sosyal mecralar kişisel kullanımınızın ötesinde öğretmenlik mesleğine çok sayıda olanak sağlamaktır. T tuşu tedirginliğin değil Twitterin ilk harfi olduğunda Web 2.0 dünyasının keyfine adım atarsınız.

5-   Teknoloji geçici bir moda değildir

Bilgi teknolojileri biraz uzak durayım nasılsa yakında bu fırtına diner diyebileceğimiz bir moda değildir. Geciktiğiniz her gün aranızdaki mesafenin açılacağı ve yakalama umudunuzu kaybedeceğiniz dinamik bir alandır. Bir gün yeniden kitapların baş tacı olacağı bir dönem olmayacak.

6-   Teknoloji para demek değildir

Teknoloji ne kadar çok paranız varsa o kadar yararlanabileceğiniz değil; ne kadar yaratıcı düşünürseniz o kadar yararlanabileceğiniz bir alandır.

7-   Bütün paydaşlarınınzı teknoloji kullanımına dahil edin

Teknoloji kullanımını öğrencileriniz ve kendinizle sınırlı tutmayın. Dijital Mahalledeki herkes artık sizin partneriniz bilgiyi elde etmede ve paylaşmada sosyal medyadan yararlanın. Velilerle toplanmanız için artık okul duvarlarına ihtiyacınız yok.

 

Tina Barseghian’ın  “The 7 Golden Rules of Using Technology in Schools” yazısı temel alarak hazırlanmıştır.

Ceviri Destegi için Nihan TOPTAN’a Teşekkürler.

Bugun onunden gectigim bir okulun bahcesinden gelen rahaaaat! hazirool! dikkaat! bagirtisi ile irkildim.Ne oluyor acaba diye duvarin ardina baktigimda 6 – 7 yasinda cocuklarin anne babalari ile birlikte 12 Eylul donemini canlandirdiklari bir tiyatro gosterisi yaptiklarini gordum.  O yastaki cocuklarin yaptiklari asker ve mahkum taklitleri, cezaevi ve asker ocaginin onunde cocugunu bekleyen anne rolundeki kadinlar, okul mudurunun cezaevi komutani rolunde “herkes sirasina gecsin adini okudugum annesinden ayrilip bayrak direginin yaninda sira olsun” diye bagirirkenki sahiciligi ya kivircik sacli cocugun birligineeni teslim olmus asker rolunde komutana korku dolu gozlerle bakiyormus gibi yapmasi, drama egitiminde aldigimiz yolu bana gostermesi acisindan onemliydi.

Sizlerin gorev yaptigi okullarda ya da cocuklarinizin gittigi okullarda oryantasyon programlarinin icinde boylesi gecmisi anma etkinlikleri var miydi bilmiyorum.  Cocuklarin yaslarinin ustunde tiyatro gosterilerinde yer almasi dogru mu bilmiyorum. Elbetteki okullar  gunler oncesinden hazirlanarak en az 16 yil surecek olan egitim yolculugunun ilk gununu tasarlamistir. Korkum cocuklar tiyatro ile gercegi birbirinden ayiramayip bugun okulda yasadiklarini gercek sanirlar mi? 12 Eylulde yasananlar uyanmak istemedigimiz bir ruya mi uyanamadigimiz bir kabus mu olacak.
12 Eylul de ne yasadik ne yasattik… Hepimizin bu soruyu kendisine sormasi gerekiyor sanirim

“Post Hoc Ergo Propter Hoc” bir şey diğerini izlediğine göre o şeyin diğeri yüzünden olduğunu varsaymak olarak tarif edilebilir ve  pozitivist bilimin en önemli ilkesi olan nedensellik ilkesine dayanır. Nedenselliğin felsefe ve bilimde  tanımı:  bir olayın ya da durumun ortaya çıkmasını (sonucu) başka nedenlere (neden) bağlamaktır. “Anne karnındayken mozart dinleyen çocuklar daha zeki oluyor”, “Fen liselerine giden öğrencilerin üniversite başarısı daha yüksektir” gibi gazetelerde okuduğumuz araştırmaların temelinde de nedensellik ilkesi vardır. Hayatı o kadar kolaylaştırır ve anlamlandırır ki bu ilke, bilimsel araştırma için peşpeşe gelmiş iki olay,okuma yazma bilen bir insan ve yayınlayacak bir gazete yeterlidir. Hemen bir örnek yapalım “Marketten alınmış günlük şişe süt içen öğrencilerin güzel sanatlar akademilerine girme oranı kaynatılmış inek sütü içen öğrencilere göre daha yüksektir”  altına da isviçreli bilim adamları yazarsanız pek çok gazetede yayınlanır pek çok eğitimci de bu “bilimsel” araştırmayı çevresine anlatmak için heyecan duyar. Gazetede okuduğu İsviçreli bilim adamlarına dayandırılan haberi çocuğunun öğretmenine sorarak “bilimsel teyit” alan velinin çocuğuna günlük süt içirmesi ve çocuğunun güzel sanatlar fakültesini kazanması da “peşpeşe” gelirse artık bizim teori olur size kanun.

İnsanlar gelecek endişesi duyduğunda karmaşık ve gerçekçi açıklamalar değil kesin ve umut verici açıklamalar duymak isterler. Çocuğunuzun doğumu esnasında alacağınız,vitaminler,genetik yapınız,riskler diye uzayıp giden açıklamalar değil uzandığı koltukta karnına dayadığı kulaklık ile bebeğine mozart dinletmek anneyi rahatlatır. Okul çağı nüfusu ve üst öğrenimdeki kontenjanlar,üniversitenin meslek edinme yeri olmadığı, sıkıcı istatistikler vs değil “Fen Lisesine” yerleşmiş çocuk babayı rahatlatır. Gazeteler ve eğitim hizmeti satanlar bu “bilimsel açıklamaları” çok severler çünkü en kolay satış “inancı” temel alan satıştır. Zeka mı istiyorsunuz mozart cd.si verelim,bilim sanat merkezine alalım,zeka geliştirici oyuncak ister miyiz?  Çocuğunuz üniversiteye mi gitsin istiyorsunuz kolay efendim, önce fen lisesine gitmesi gerekiyor bunun içinde dersane verelim,özel okul verelim,özel ders verelim…verelim…verelim. Siz bize çocuğunuzla ilgili bir hayalinizi söyleyin biz size satacak bişey verelim.

Yeni eğitim dönemi başlarken eğitimci ve veliler olarak “İsviçreli Bilim Adamları”ının araştırmalarını sorgulamaya komşunun kızında ve oğlunda işe yarayan “nedenin” neden kendi çocuğunuzda işe yaramadığını ise sorgulamamaya davet ediyorum. İnandığınız çok önemsediğiniz bir teoriyi kaybedebilirsiniz  belki ama bu sayede “parmak izi kadar benzersiz” olan öğrencinizin çocuğunuzun geleceğini kazanabilirsiniz.

 

Not: İsviçreli Bilim Adamlarının cevap hakkı saklıdır.

keep looking »